Takvim

Şubat 2010
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

Ilan

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçiler: 2

DİKKAT! NOT

WEP SİTEMİZ AÇILDI:www.dinibilgi1.tr.gg

rss Sindikasyon

Arşivler

PEYGAMBER SEVGİSİ
Hazret-i Ömer Peygamber Efendimiz (asm) için, “Nefsim hariç seni çok seviyorum” demiş. Peygamber Efendimiz (asm) düzeltmiş, “Sen beni nefsinden az seviyorsan imanın zayıftır.” buyurmuş. Bu durumda bizler ne yapmalıyız?”

Bizler de Resûl-i Kibriyâ Efendimizi (asm) nefsimizden çok sevmeliyiz veya sevmeye çalışmalıyız. Bu ölçü zaten Hazret-i Ömer’in (ra) şahsında tüm ümmet için belirtilmiştir. Çünkü O Allah’ın Resûlü (asm) ve Allah’ın aramızdaki sâdık elçisidir. O’nu (asm) tanımalıyız, sevmeliyiz, öğrenmeliyiz, öğretmeliyiz, örnek almalıyız, O’nun davranışlarını, fiillerini ve sözlerini hayatımızda tek rehber bilmeli ve O’na uymalıyız. O’na duâ etmeli, salavat getirmeliyiz. Bilmeliyiz ki, Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle, O’na salavât-ı şerîfe getirmek, O’na gönderilen yüksek sofraya davete icâbet etmektir.1 Malûm, davete icâbet eden sofradan faydalanır. Bizim için Allah’ın rızâsı ve Resûlullah’ın (asm) şefaati bundadır.

Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm bizim için yaşamış, bizim için cefâ ve ezâ görmüş, bizim için gülmüş, bizim için ağlamış, bize düşkün ve tutkun şekilde Allah’a duâ buyurmuş, bizim kurtulmamızı arzû etmiş. O’nsuz bir an bile nefes almayı kendimize cinâyet saymalıyız, hıyânet saymalıyız, haram bilmeliyiz. Çünkü dînimiz O’nunladır, îmânımız O’nunladır, kulluğumuz O’nunladır, huzurumuz O’ndadır, saadetimiz O’ndadır, neş’emiz O’ndadır, mutluluğumuz O’ndadır, tüm sıkıntılarımızın, tüm problemlerimizin çâresi O’ndadır. (Aleyhissalâtü Vesselâm)

Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Ey insanlar! Size kendi içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli ve çok merhametlidir.”2

Amelimiz zaten yok. Ya da eksikli ve kusurlu... Öyleyse geriye bir sevgimiz kaldı!... Onu da esirgemeyelim. Sevgimizle inşâallah, amelimizdeki boşluğu dolduralım.

Peygamber Efendimiz (asm), O’nu sevme derecemizi şöyle bildirir: “Sizden biriniz ben kendisine çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça gerçek îmân etmiş olmaz.”3

Bir diğer hadiste Allah Resûlü (asm): “Kul beni ciddî olarak severse, Allah onun cesedini Cehennem’e haram kılar.”4 buyurmuştur.

O’nu sevmenin ne demek olduğunu ve neticesini de şu hadis-i şeriften öğreniyoruz:

“Sünnetimi ihyâ eden (yaşayan ve yaşatan) beni sevmiştir. Beni seven Cennette benimle berâberdir.”5

O’nu sevmek konusunda duyarlı olmamız, inşâallah bizi O’nun sünnetini yaşamaya ve O’nun sevgisinin kalbimizde artmasına vesile olacaktır. Kendimizi zaman zaman sorgulayalım, ama ümitsizliğe düşmeyelim. Şu hadisi de kulağımızda, aklımızda ve kalbimizde küpe kalsın:

“Kendini alıkoyanlardan başka benim ümmetimin bütün fertleri Cennete girer. Kim bana itaat ederse Cennete girer. Kim bana muhalefet ederse kendini Cennetten alıkoymuş olur.”6
24 Nis 2009
Burak · 102 görünüşler · 1 yorum
Kategoriler: PEYGAMBERİMİZ
VEDA HÜTBESİ

 

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.

Bismillahirrahmanirrahim
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "

Ey Nâs!

Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.

İnsanlar!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.

Ashâbım!

Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.

Ashâbım!

Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.

Ashâbım!

Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.

Ey Nâs!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Mü'minler!

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.

Ey Nâs!

Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.

Ashâbım!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.

Mü'minler!

Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

Ey Nâs!

Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.

Ashabım!

Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.

Ey Nâs!

Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:

Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

buyurdu.

24 Nis 2009
Burak · 86 görünüşler · 0 yorumlar
Kategoriler: PEYGAMBERİMİZ
GÜL(s.a.v)

24 Nis 2009
Burak · 115 görünüşler · 0 yorumlar
Kategoriler: PEYGAMBERİMİZ
UHUD SAVAŞI

Uhud savasindan önce Kureys' in öfkesi kabarmis, kin ve intikam duygulari artmisti. Bedir' de yakinlarini kaybeden Utbe kizi Hind ".. Muhammed' le arkadaslarindan öç almadikça içim rahatlamayacak, Muhammed' le savas yapmadikça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikaminin alindigini gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!" diyordu. Ebu Süfyan ve baskalari da buna benzer sekilde and vermislerdi. Ebu Süfyan' in yürüttügü kervanin mallari Daru' n-nedve' de topluca durmaktaydi. Müsriklerin ileri gelenleri, herkese katilma payini verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazirlanmasina karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureys büyüklerini öldürmüslerdi, onlarin intikamini almak gerekliydi. Bedir' de yakinlari öldürtücüler karalar giyinmis vaziyette kabileler arasinda dolasiyor, sairler mersiyeler söyleyerek Araplar savasâ tesvik ediyorlardi.


 

Putperest Kureysliler Mekke disindaki Arap kabilelerinin de katilmasiyla 3000 kisilik bir askerî kuvvet hazirladilar. Bu kuvvette 700 zirhli, 200 atli süvari, 3000 deve vardi. Aralarinda, basta Ebu Süfyan' in karisi Hind oldugu halde 14 tane de kadin vardi. Bedir' de babasini ve öteki yakinlarindan bazilarini kaybetmis olan Hind' in kalbini igrenç bir intikam duygusu bürümüstü. Amcasi Abbas (r.a) Hz. Muhammed (s.a.s)' i çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak Kureys' in savas hazirliklarini yegenine bildirdi. Peygamberimiz (s.a.s) amcasindan gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak kesifçiler gönderdi. Kesifçilerin getirdigi haberler mektupta amcasinin bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düsman büyük bir ordu hazirlamisti ve Medine' ye dogru ilerliyordu.


 

Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) bir savas meclisi kurarak meseleyi ayrintili olarak ashabiyla görüstü. Resulullah (s.a.s) düsmani sehrin disinda karsilamayip sehri içerden savunmak görüsündeydi. Fakat özellikle Bedir savasina katilan gaziler hakkinda nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düsmanin disarida karsilanmasindan yana idiler. Düsmanla bir meydan savasi yapmak istiyorlardi:


 

Resulullah (s.a.s) ashabin isteklerini kirmayarak düsmani karsilamak üzere kilicini kusandi, zirhini giydi. Münafiklarin reisi Abdullah b. Ubey b. Selül sehrin içinde kalinarak savunma yapilmadigini bahane ederek 300 kisilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savasmak degildi. Müslümanlari düsman karsisinda güçsüz birakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000' den 700' e düsmüs bulunuyordu.


 

0slâm Ordusunun Harp Alanina Hareketi


 

Düsman, Medine' nin yegane açik sahasi olan kisimdan içeriye sizarak karargâhini Uhud daginin Medine' ye bakan eteklerinde kurmustu. Resulullah (s.a.s) 700 Müslümanla Cumartesi sabahi Uhud dagina ulasti. Sirtini daga vererek karsidaki çorak arazide yer tutan düsmana karsi saf tuttu. Düsmanin düsüncesi Müslüman ordusunu maglub ettikten sonra sehri yagmalamakti. Bunun için Medine' nin yakininda Uhud önleri savas sahasi seçilmisti.


 

Resulullah (s.a.s) Bedir' de oldugu gibi bu savasta da 0slâm ordusunu savas düzenine göre yerli yerine yerlestirdi, düsmanin sizabilecegi, kusatma yapabilecegi geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol tarafindaki dagin vadisini beklemek üzere Abdullah b. Cübeyr kumandasi altinda elli kisilik, okçu birligini birakti ve "Düsman yense de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrilmayiniz. " diye tembihte bulundu.


 

11 Sevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savas teke tek vurusmalarla basladi; Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki 0slâm savasçilari hasimlarini öldürdüler. Sonra savas kizisti. Resulullah (s.a.s) almis oldugu askerî tedbirler ve uygulamis oldugu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler.


 



 

HZ. HAMZA' NIN SEHID EDILMESI


 

Resulullah (s.a.s)' in amcasi Hz. Hamza kükremis bir arslan gibi düsmana kiliç sallayarak ilerliyor, hasimlarini kirip geçiriyordu. Diger Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayi gösteriyorlardi. Düsmanlar da olanca gayretleriyle kilica sarilmalarina ragmen bozguna ugramaktan kendilerini kurtaramadilar. Tef çalarak askerlere moral veren düsman kadinlari bile korku içinde dag yamacina tirmanmaya, kaçmaya basladi. Bununla beraber henüz kesin netice alinmis degildi; düsmanin hizli bir sekilde takibi ve dönmeyecegi bir noktaya kadar kovalanmasi gerekiyordu. Halbuki bu inceligi ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düsen ve dünyaliga meyleden Müslümanlar kiliçlarini birakip ganimet toplamaya koyulmuslardi. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarinin israrlarina ragmen Resulullah (s.a.s)' in kesin emrini unutarak "Kardeslerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim" diyerek yerlerinden ayrildilar, ganimet toplamaya giristiler.


 

0ste bu sirada böyle bir ani gözetlemekte olan 200 kisilik düsman süvari birligi komutani Halid b. Velid az sayidaki 0slâm okçusunun kaldigi geçidi rahatça ele geçirerek 0slâm ordusunu arkasindan vurmaya basladi. Bunu gören müsrikler geri döndüler ve yeniden hizli bir saldiriya giristiler. Böylece Müslümanlar iki ates arasinda kaldilar, üstünlügü saglamisken dünyaliga dalmalari ve Peygamber' in emrini çignemeleri yüzünden zor durumlara düstüler. 0ste bu safhada Hazma (r.a) Ebu Süfyan' in karisi Hind' in kölesi Vahsi tarafindan mizrakla vurularak sehid edildi. Resulullah (s.a.s)' in Hicretten evvel Medine' ye tayüz ettigi ilk ögretmen Mus' ab b. Umeyr (r.a) de bu esnada sehid düsenler arasindaydi. Mus' ab (r.a) sima itibariyle Resulullah' a benzediginden sehit düstügünde, onu sehit eden kimse Resulullah (s.a.s)' i öldürdügünü haykiriyordu. Bu durum Müslümanlarin daha da dagilmasina sebep oldu. Ancak kisa zaman sonra Resulullah (s.a.s)' in sag oldugu anlasildi. Uhud daginin hemen eteklerinde bulunan Resulullah(s.a.s)' in çevresi büyük çarpismalara sahne oldu. Müslümanlar onun etrafinda dönüyorlar gerektiginde kollarini, bacaklarini kalkan yerine kullaniyorlardi, Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmisti. Sa' d b. Ebi Vakkas (r.a)' a ise Resulullah ok veriyor ve: "Anam babam fedâ ol sun, at yâ Sa' d" diyor; oklarinin isabet etmesi için Allah' a dua ediyordu. Müsrikler Resulullah (s.a.s)' i öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çogalmislar ve çetin bir savunma hatti kurmuslardi. Düsman bu hatti yaramayacagini anlayinca geriye çekilmek durumunda kaldi ve böylece savas üçüncü safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karsi daga, Resulullah (s.a.s)' da Uhud' a dogru tirmandi ve bugün hâlâ ziyaret edilen magarada dinlendi. Resulullah (s.a.s)' in disi kirilmis, yanagi yarilmisti. Kizi Fatma onu tedavi etti. Ebu Süfyan ile Hz. Ömer' in karsilikli konusmasi da bu esnada cereyan etmisti.


 

Kureysli müsrikler bu savasta o kadar vahsiyane seyler yapmislardi ki, belki tarihte benzerine az rastlanirdi. Müslümanlar bu savasta 70 sehid vermislerdi. Düsmanlar özellikle de müsrik kadinlar sehid Müslümanlarin burunlarini ve kulaklarini kesiyorlardi. Ebu Süfyan' in karisi Hind ve öteki bazi müsrik kadinlari Müslüman sehidlerin organlarindan yaptiklari gerdanliklari boyunlarina takmislardi. Ayrica Hind, Hz. Hamza' nin cigerini çikartarak agzinda çignemek igrençligini gösterebilmisti.


 

Uhud' tan ayrilan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine' ye saldirmak ve basladiklari isi tamamlamak istegine kapilmisti. Esasen böyle bir durumu, Resulullah (s.a.s) tahmin etmis, 70 sehid ve yaraliya ragmen savasin hemen ertesi Pazar günü düsmani takibe karar vermisti. Resulullah (s.a.s) 70 kisilik süvari birligi ile 8 km. Kadar müsrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ates yaktirarak düsmana savastan yilmadiklari mesajini veriyordu. Müslüman olmadigi halde Müslümanlarin dostlarindan olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Resulullah (s.a.s)' i gördükten sonra Ebu Süfyan' a giderek onun arkadaslariyla birlikte savas için geldiklerini söylemis, Ebû Süfyan da yeni bir vurusmayi göze alamayarak Mekke' ye gitmis ve Medine' ye saldirmaktan vazgeçmisti. Böylece Müslümanlar, bu savasta birinci safhada üstünlük saglamislar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana ugratilarak maglubiyet acisi kendilerine tattirilmis, fakat üçüncü safhada durum denklesmisken Resulullah (s.a.s)' in cesaretle takibi neticesinde düsman korkutulmus ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmisti.


 



 

SAVASTAN BAZI 0LGINÇ TABLOLAR


 

Enes b. Mâlik diyor ki: Amcam Enes b. Nadr' i Uhud meydaninda öldürülmüs olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kiliç, süngü ve ok yarasi vardi. Müsrikler iskence yapmis olduklarindan, kimse onu taniyamadi, yalniz kiz kardesi parmaklarindan tanidi. Biz su ayetin amcam ve benzeri hakkinda inmis oldugunu saniyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah' a vermis olduklari sözlerini yerine getirdiler" (el-Ahzâb, 33/23).


 

Hz. Hamza' nin kiz kardesi, Müslümanlarin bozguna ugradigi haberini alinca Medine' den savas alanina gelmisti. Bunu farkeden Resulullah (s.a.s) Hz. Zübeyr' e, Hamza' nin cesedinin parçalanmis vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmisti. Bunu hisseden Safiyye, "Kardesimin sehid oldugunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarliklar her zaman gerekir" demis ve parça parça edilmis kardesinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah' in mülküyüz ve O' na dönecegiz"demek suretiyle büyük bir teslimiyet örnegi gösterebilmistir.


 

Ensar' dan bir kadin da savasta babasini, kardesini ve kocasini kaybetmisti., Bunlari haber aldikça hep Hz. Muhammed (s.a.s)' in sag olup olmadigini soruyordu. Onun sag oldugunu ögrenince; "Sen sag olduktan sonra her felâket hiç gelir!" demisti.


 

0slâm sehidleri ikiser ikiser topraga verildiler. Tablo göz yasartici idi.


 

Hz. Hamza (r.a) kaftani ile topraga veriliyordu. Hz. Peygamber' in hicretten önce Medinelilere 0slâmî ögretmesi için tayin ettigi ilk ögretmen Mus' ab b. Umeyr (r.a) topraga verilirken üzerindeki elbise kisa gelmisti. Gögüs tarafina örtülünce alt kismi, alt kismina örtülünce de gögüs kismi açikta kaliyordu. Resulullah (s.a.s) örtünün alt kismina örtülmesini üst kismina da izhir denilen kokulu otlardan konulmasini emir buyurmustu.


 



 

RESULULLAH (S.A.S) UHUD SEHIDLERI HAKKINDA SÖYLE BUYURMUSTUR:


 

"Uhud harbinde kardesleriniz sehit olunca Allah Teâlâ onlarin ruhlarini bir takim yesil kuslarin içlerine koymustur. Bunlar Cennet irmaklarina gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuslar, arsin gölgesinde asili bulunan altin kandillere konup tünerler. Sehid ruhlari artik böyle mesut bir hayata erisince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeslerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demislerdi"

24 Nis 2009
Burak · 106 görünüşler · 4 yorumlar
Kategoriler: SAVAŞLARIMIZ
HİCRET NEDİR?
“Hicret nedir? Hicretin sebepleri nelerdir? Hazret-i Muhammed’in (asm) dîni güçlü olduğu halde neden Allah korumamıştır ve neden hicret etmek zorunda kalmıştır? Hicret bir kaçış mıdır?”

Hicret bir yerden bir yere göç etmek demektir. Bu göç dünyevî bir maksat için değil de, Allah’ın emri gereği olunca, Allah emrine itaat edilmiş olur. Allah emrini yerine getirmek ibâdettir.

Allah Resûlünün, doğum yeri olan Mekke’den Allah’ın emriyle Medîne’ye hicret etmesi—hâşâ—ne zaafiyeti gösterir, ne acziyetin alâmetidir, ne de bir kaçıştır! Bilâkis, bunu böyle anlamak bir talihsizliktir. Çünkü bu, bir emrin îfâsından başka bir şey değildir. Ancak şandır. Şereftir. Genişliktir. Müşriklerin on yılı aşkın inatlarına karşı bir alternatiftir. Bir çözümdür. İslâmiyet’in tebliği ve inkişâfı için Allah’ın bir yardımı ve inâyetidir. Allah’ın tevfîk ve hidâyetinin tecellîsidir. Allah’ın, elçisini (asm) ve elçisinin ashâbını korumasıdır.

Temel mesele, Allah’ın adının ve dîninin yer yüzünde yayılmasıdır. Allah’ın vahyinin insanlara iletilmesidir. Tevhid dâvâsının tüm dünyaya tebliğ edilmesidir. Bu yüce dâvânın yeryüzüne hâkimiyeti için bütün yeryüzünü dolaşmak bile ucuz düşer. Bu,—hâşâ—Allah’ın korumadığının göstergesi değil; Allah’ın yeni kapılar açtığının ve muvaffakiyetler verdiğinin delilidir. Nitekim hicretten on sene sonra Mekke’nin sırf sevgi ve af üzerine fethiyle Mekke’deki müşriklerin geri kalanı da İslâmiyet’le şereflenmiş; böylece İslâmiyet, hicretle kazandığı açılımı, gelişme üstüne gelişme göstererek kemâle erdirmiştir.

Allah Resûlü’nün (asm), hicret esnasında gördüğü yardım ve kolaylıklar ile hicretten sonra Medîne döneminde İslâmiyet’in evrensel biçimiyle gelişmesi ve yayılması, hicretin ne büyük bir İlâhî koruma altında yapıldığını ve ne muazzam bir büyümeyi netice verdiğini gösterir.

Meselâ, hicret esnasında Sevr mağarasında Resûlullah’ın (asm) mağaranın ağzına kadar gelen müşriklerden nasıl korunduğu dillere destandır. Mağaranın ağzına kadar gelen müşrikler:
“Şu mağaranın içine de bakalım.” derler. Fakat mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örülmüş olması ve iki güvercinin mağaranın ağzında yuva kurmuş olması mağaranın ağzına kadar iz süren müşrikleri şaşkına çevirmiştir. İçlerinden azılı müşriklerden Ümeyye b. Halef arkadaşlarına bağırır:
“Hâlâ burada ne duruyorsunuz? Orada örümceğin ağ bağladığını görmüyor musunuz? Ben bu ağın, Muhammed doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaatindeyim.” der ve mağaradan uzaklaşırlar.
Mağarada üç gün üç gece kalan Peygamberimiz (asm), Hazret-i Ebû Bekir’le (ra) birlikte mağaradan ayrılırlar ve Medîne’ye doğru yola koyulurlar.
Söz, Hazret-i Ebû Bekir’in (ra):
“Güneş ortadan geçtikten sonra hareket ettik. Bizim arkamıza Süraka ibn-i Mâlik düşmüştü. Süraka bizi takip ediyordu. Biz bu sırada düz ve sert bir arazi üzerinde bulunuyorduk. Ben korktum.
“Yâ Resûlallah! Yakalanıyoruz!” dedim. Resûlullah (asm):
“Lâ tahzen. İnnallahe meanâ=Korkma. Allah bizimle berâberdir.” buyurdu.1 Birden Süraka’nın atı tökezledi, karnına kadar yere çakıldı. Bunun üzerine Süraka:
“Benim aleyhimde bedduâ ettiniz. Bana duâ edin. Peşinizi bırakacağım. Peşinize düşenleri de geri çevireceğim.” diye yalvardı.
Bunun üzerine Resûlullah (asm) ona hayır duâ etti. O da kurtuldu.
Sonra Süraka geri döndü ve kimi gördüyse: “Bu tarafları ben aradım.” dedi, geri çevirdi.2
Süraka’yı dinliyoruz:
“Atıma bindim ve dört nala sürdüm. Resûlullah (asm) ile arkadaşına (ra) yaklaştım. Fakat atım sürçtü ve ben de atımdan düştüm. Hemen toparlanıp kalktım. Atıma bindim. Atımı yine dört nala sürdüm. Resûlullah (asm) ile arkadaşına (ra) yaklaştım. Öyle ki, Resulullah’ın (asm) bir şeyler okuduğunu işittim. Fakat arkasına dönüp bakmıyordu. Ebû Bekir (as) ise çok bakınıyordu. Birden atımın ayakları kum içine saplandı. Dizlerine kadar batmıştı. Attan düştüm. Sonra kalkıp hayvanı kalkmaya zorladım. At kalkmaya çalışıyordu, fakat ayağını kumdan çıkaramıyordu. Hayvan kalkıp durunca da, iki ayağının saplandığı yerden göğe doğru ateş dumanı gibi bir duman yükseldi ve dağıldı.
Artık ben Muhammed ile arkadaşına “el-aman!” diye haykırdım.”3

Hicret, mucize ve yardımlarla dolu olduğu gibi, hicret sonrası Medîne dönemi de yüksek ve mucizevî gelişmelere sahne olmuştur. Şüphesiz sıkıntılar çekilmiştir. Fakat, Allah’ın adının yüceltilmesi için dünya dolusu sıkıntı da çekilse ucuz düşeceği açıktır. Nihâyet İslâmiyet, kâmil bir din olarak inişini tamamlamıştır.
24 Nis 2009
Burak · 576 görünüşler · 0 yorumlar
Kategoriler: PEYGAMBERİMİZ

Önceki sayfa  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki sayfa