http://www.biriz.biz/hikaye/index.htm
OKUDUNUZ HİKAYELERDEN YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ..
OKUDUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.:)
MERAK EDENLER ÖĞRENMEK, EĞLENMEK İSTEYENLER BURAYA
| Pzti | Sal | Çrş | Per | Cum | Cmtsi | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| << < | > >> | |||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 | |||
Oruç, bedenimizi dinlendirmenin ötesinde bizim helal merkezli bir hayat yaşamamız için önümüze kapı açar. Nefsî arzularımızı zaptederek irademizi güçlendirir. Nefsi frenler Nefsin gemlenmesi, frenlenmesi bakımından açlığın büyük faydaları vardır. Aç ve susuz kalma ve riyazet yapma ancak ibadet niyetiyle yapılırsa bir değer ifade eder. Bu niyet Müslümanlıkta oruç şeklinde tecelli eder. Allah dostları sürekli riyazet yaparak nefislerini dizginlemişler, rûhî formlarını korumaya çalışmışlardır. Vesveseye set çeker Oruçla insan, nefsin kendisine fısıldamaya çalıştığı şeytanî vesveselerin önüne bir set çeker. Derken dizginleri eline alır ve nefsini yönlendirmeye çalışır. Zira o artık, yemeğe, kadına ve dünyaya karşı kapalı bir durumdadır. Bu sayede o, dünya adına gelecek baskılardan azâde olarak, izzetli bir hayat yaşamaya namzet demektir ki, böyle birisi, Cenab-ı Hakk’ın hakiki müminleri şereflendirdiği izzet duygusunu yakalamış olur. “İzzet (üstünlük), ancak Allah’a, elçisine ve müminlere mahsustur.” Rûhu geliştirir İnsanlarda rûh cesedin, ceset de rûhun aleyhine olarak gelişir. Rûhanî yönleri itibarıyla gelişim isteyenler, mutlaka oruç tutmalıdır. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Oruç tutmayanlar, cesetlerinin altında kalacaklarından hiçbir zaman tam olarak rûhanî olgunluğa ulaşamazlar. Orucun vefa yönü Oruç, vefa duygusunun tezahür ettiği en güzel ibadettir. Zira oruç, Allah ile kul arasında yapılmış bir ahittir. Kul, belirli zaman dilimlerinde, belirli şeylerden vazgeçer ve bu hareketleriyle, ahdinde vefalı olduğunu gösterir. Aynı zamanda insan, tuttuğu oruçlarla vefa duygusunu öyle geliştirir ki, vefa onun ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Emaneti öğretir Oruç, gizli ve aşikâr her zaman emanete riayet edilmesini öğretir. Zira Allah’ın helal kıldığı nimetleri yiyip-içmekten kaçınmayı sağlayacak Allah’tan başka bir gözetici yoktur. Oruçlu, sabahtan akşama kadar Allah’ın hududuna riayet eder. Onca orucu bozma imkânlarına ve hiç kimsenin görmemesine rağmen mü’min, fevkalâde bir ciddiyetle orucunu sürdürür. Sürdürür ve akşama kadar emaneti muhafaza hissiyle dolar boşalır. Oruca karşı gösterilen bu tavır, Müslüman’ın bütün hayatına akseder. Dolayısıyla oruç tutan insan, bütün hayatı boyunca kendisine emanet olarak verilen şeylere karşı da son derece dikkatli davranır. Günaha karşı bir kalkandır Oruç bir alıştırmadır. Kişide, bedeni arzulara karşı koyma kabiliyetini geliştirir. İnsan oruçlu olduğu anlarda her türlü negatif isteklere engel olmaya güç yetirdiği gibi, kazandığı bu dirençle, oruçlu olmadığı zamanlarda da, bu tür meyillere engel olma kabiliyeti kazanır. Böylece insan “helal” endeksli bir hayat yaşar. “Kim bana iki çenesi ile apış arasını koruma hususunda garanti verirse, ben de ona, cenneti garanti ederim.” hadisi bu açıdan yorumlanabilir. Kanaati öğretir Oruç, insanlara iktisadı öğreten önemli bir disiplindir. İstediği şeyi ve aklına geldiği zaman, hiçbir sınırlama getirmeden yapmaya alışık bir insan, oruçlu olduğu zaman mecburen onu yapmayacaktır. Meselâ, her aklına estiği zaman yemek yiyen, maddî olarak vücûdunun arzularına boyun eğen insan, oruçlu olduğunda mecburen akşamın olmasını bekleyecek, bu bekleyiş sayesinde o, iktisat etmeyi öğrenecek ve sorumsuzca yaşamaktan uzaklaşmış olacaktır. Allah’a kavuşmayı hatırlatır Oruçlunun her saati, her saniyesi Allah’ı, Allah’ın nimetlerini ve en büyük nimet olan Allah’a kavuşma nimetini hatırlatması itibarıyla çok kıymetlidir. Sabahtan akşama kadar aç ve susuz olan insan, zâhiren sıkıntı çekse de, oruç ibadetinin getireceği uhrevî netice, ona bütün elemleri unutturabilir. Oruçlu, bütün gün şehvetini, yemesini, içmesini âdetâ unutur ve sürekli Rabbiyle buluşmayı düşünür. Bu düşünce sayesinde hayatî bütün faaliyetleri, istikamet dâiresinde cereyan eder. Oruç beden-ruh ilişkisi İnsan, ruhla cesetten yaratılmış bir varlıktır. Ruhun olmadığı ceset bir mana ifade etmediği gibi, cesedin olmadığı ruh da -imtihan dünyası adına- çok fazla bir şey ifade etmez. İnsan, yiyip içtiği nesnelerle, bedenî hâl ve hareketleriyle ve yerine getirmeye çalıştığı ibadet ve taatla hem cesedine ve hem de ruhuna hizmet eder. Ağzına aldığı bir lokma görünürde midesine gitse de onun da ruh üzerinde bir kısım tesirlerinin olduğu muhakkaktır. Yaptığı bedenî hareketler, vücutta maddî olarak bazı tesirler oluşturduğu gibi, bunların ruhta da değişik tesirleri söz konusudur. İnsanın ferdi hayatının geliştirilmesi ve olgunlaştırılmasında riyazâtın pek mühim bir yeri vardır. Bu da ancak oruçla olur. Orucun bir manası da, ruhun riyazâtı ve cesedin perhizi demektir. Sık sık oruca müracaat edildiği ölçüde, onun vicdanda hasıl edeceği güzellik ve faziletler açık bir şekilde müşahede edilebilir. Her zaman, her yerde midesini düşünen bir insanda temiz bir ruh ve saf bir kalbin bulunmasına ihtimal verilemez. Zekat mala bereket getirir Zekatı verilen mal zâhiren eksiliyor gibi görülse de, Allah’ın bereketine mazhariyetle devamlı artmaktadır. Zira Allah, malının zekatını veren insana malını artırma yollarını ilham etmektedir ki, bu hükmü aydınlatan pek çok somut örnek bulmak mümkündür. Kalpler Allah’ın elindedir. O, istediği ve hikmeti iktiza ettiği zaman, kalpleri, emrini yerine getirip zekatını veren kimselere doğru yöneltir ve o insanın ticaretinde ciddi canlanmalar görülür. Bu Allah’ın, zekatı verilen mala bahşettiği bereketten başka bir şey değildir. Oruç şefaat edecektir Oruç kıyamet günü oruçlu için şefaat edecek ve Cenab-ı Hakk’a niyazda bulunarak: “Ya Rabbi! Ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.” diyecektir. Oruçlunun ağız kokusu Oruç tutanın ağız kokusu açlıktan kaynaklanır. Kıyamet günü Cenab-ı Hak katında, bu kokunun miskten, amberden daha şirin ve daha enfes bir semereye vesile olacağına işâret buyrulmuştur. Melâike-i kiram, arş u ferşi çınlattıracak bir velvele içinde Allah’a karşı kulluk vazifesini yapmaktan hoşlandıkları gibi, hoşlandıkları birtakım kokular vardır. Onlar, gül kokusundan çiçek kokusuna, miskten ambere kadar bütün güzel kokulardan lezzet alırlar. Mele-i alâda güzel kokular sırlı hazineleri açan anahtar hükmündedir ve işte oruçlunun ağız kokusu da perde arkası dalga boyuyla bu güzel kokular cümlesindendir. Bedeni dinlendirir Faaliyet içinde olan her makine bir müddet sonra bakıma ve dinlenmeye tâbi tutulmazsa, verimli çalışamaz. Aksine dinlendirilmediği takdirde ya makine tamamen harap olur ya da ömrü kısalır. Bir talebe, belirli bir süre tedrisat gördükten sonra dinlendirilir. Bir işçi sabahtan akşama kadar çalışabilir, gelir akşamleyin istirahata çekilir. Evet böyle bir mola ve dinlenme olmadan aynı tempoda çalışma ve hele verimli olma mümkün değildir. İnsanın vücûdu da tıpkı bir fabrika gibi farz edilecekse, onun azaları o fabrikanın aletleri hükmündedir. Oruç ise, vücut fabrikasının dinlenmesine, eskimemesine ve mükemmel bir şekilde çalışmasına en önemli bir vesiledir. Oruçla, vücutta biriken zararlı yağlar, şişmanlık vesilesi fazla etler atılmış ve vücut belli seviyede tutulmuş olur. Bugün şişmanlıktan dolayı şikayet eden ve buna çare arayan dünya kadar insan var. Ve bu şişmanlığın kanın deveranına, beynin yavaş çalışmasına sebep olduğu da yine erbabının kabul ettiği gerçeklerden. Bu itibarla, orucu, maddî-manevî hem değişik dertlere çare, hem de sevap kazanmanın önemli bir vesilesi saymak mümkündür. |
Ramazan |
Üç ayların sonuncusu olan Ramazan, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlanmış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramid” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. İftar İftar; Allah rızası için farz veya nafile oruç tutan bir Müslüman’ın, güneşin ufukta kaybolmasından sonra bir şey yiyerek veya içerek orucunu açmasına denilmektedir. Dinimiz iftar etmeye, iftar vermeye ve iftar vaktine büyük bir kıymet vermektedir. Nitekim, “Bir kimse Ramazan ayında bir oruçluya iftar verirse, günahları af olur. Cenab-ı Hak onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir. Ashab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah! Her birimiz bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu: Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ayda bir oruçluya su veren kimse kıyamet günü susuz kalmayacaktır”.. “İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahu Teala’ya her kokudan daha güzel gelir”.. “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azat edilen kimseler bulunur. Bu, (Ramazan’ın) her gecesinde olur.” hadis-i şerifleri bu hakikati ifade etmektedir. Sahur Oruç tutmak üzere gecenin son altıda birinde yenen yemeğe sahur denilir ki, bu vakit takvimlerimizde imsak vakti olarak belirtilmiştir. Fitre Fıtr sözlükte “orucu açmak”, fıtra da “yaratılış” anlamına gelir. Türkçemizde fitre şeklinde söylenen “fıtır sadakası”, Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mali bir ibadettir. İtikaf İtikaf, Ramazan’ın son on gününü camide veya başka bir ibadet mahallinde inzivaya çekilerek devamlı ibadetle meşgul olmak demektir. Kadir Gecesi Kur’an’ın indirilmeye başlandığı Ramazan ayı içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır. Nitekim Allah Rasulü de bu son on güne ayrı bir önem atfetmiş ve aile fertlerini de uyandırarak onların ibadetle meşgul olmalarını istemişlerdir. Allah Rasulü’nün şu hadisi ise bu gecenin ehemmiyetini şöyle dile getirmektedir: “Kim (faziletine) inanarak ve (Allah’ın rızasını) umarak Kadir gecesinde (ibadet için) kalkarsa geçmiş günahları bağışlanır.” Bu ayı nasıl ihya edebiliriz? Kelime-i şahâdet, istiğfâr ve zikir, cenneti kazanabilmek için bolca amel-i sâlih, cehennemden kurtuluş için harâmlardan ve çirkin şeylerden sakınmak, imkânlar nispetinde çokça hayır ve hasenatta bulunmak, kırık ve mahzûn kalplerin duâsını almak, oruçlu bir kimseye iftar ettirmek Efendimiz (sas)’in Ramazan ayında yapılmasını tavsiye ettiği belli başlı işlerdir. Ramazan mü’minlere fazîlet ve olgunluk kazandırabilecek ilâhî bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken ağıza bir şey girmemeye dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan kelâma da dikkat edilmelidir. Dedikodu ve incitmeden son derece sakınmalı ve orucun fazîletini azaltmamalıdır. Bu ayı sanki son Ramazan’ımız imiş gibi bilmeli her türlü feyzinden istifade de a’zami gayret göstermeliyiz. Teravih yirmi rekattır Teravih namazının yirmi rekat olduğu İslam alimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Bu görüş konusunda Ebu Hanife, İmam Şafii ve Ahmed bin Hanbel (r.anhüm) ittifak halindedirler. Allah Resulü (sas) “Kim Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır?” (Buhari, Salatü’t-Teravih, 1; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 174) buyurarak bu namazı teşvik etmiş ve kendisi de başlangıçta ashabına cemaatle kıldırmış, sonraları ise teravih namazının farz kılınabilir ve Müslümanların çoğunluğu da bunu hakkıyla yerine getiremeyebilir endişesinden dolayı tek başına kılmaya devam etmiştir. (Buhari, Salatü’t-Teravih, 2; Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 178) Efendimiz(sas)’in bundan başka teravih namazını kıldığı ve kıldırdığıyla alakalı değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerde bu namazı kaç rekat kıldığı veya kıldırdığıyla alakalı herhangi net bir bilgi yoktur. Ramazan ayı Kur’an, ibadet, tevbe ve istiğfar ayıdır. Bu aya erişme nimetine nail olmuş mü’minler bunun kadrini, kıymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki: “Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır; ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Onun için sünnet olan Teravih namazıyla ilgili çıkarılacak fitnelere itibar etmemek gerekmektedir. Orucun mükâfatını Allah verecek Orucun ecri Cenâb-ı Hakk katında mahfûzdur. Allah Resulü şöyle buyurur: Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âittir. Oruç ise böyle değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfâtını (husûsî bir şekilde) bol bol vereceğim. Oruçlunun sevineceği iki ferâhlık vardır: 1. İftâr ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir. 2. Rabb’ine kavuştuğunda da orucu berekâtıyla nâil olduğu yüksek derece için sevinir.” (Buhârî) Cenâb-ı Hak, oruca olan rağbeti beyânın yanında ona vereceği mükâfat ve karşılığı, beşerin oruca olan rağbetini te’mîn zımnında saklı tutmuştur. Tıpkı bir müsâbakada câzibeyi artırmak için saklı tutulan çok büyük bir mükâfat gibi... Kur’an–ı Kerim’de insanın bütün hayatı boyunca Yüce Allah’a kulluk etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Teravih Teravih, Arapça “tervîha” kelimesinin çoğulu olup “rahatlamak, dinlendirmek” gibi anlamlara gelir. Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekatının sonundaki oturuş, tervîha olarak adlandırılmış, sonradan bu kelimenin çoğulu olan ‘teravih’ kelimesi Ramazan gecelerinde kılınan nafile namazın adı olmuştur. Karışıklığa gerek yok Efendimiz (sas), ümmetine farz olmasından çekindiği için teravihin sekiz rekatını mü’minlerle birlikte kılıyordu. Allah Resulü’nün vefatından sonra Müslümanlar, teravih namazını Hz. Ebu Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in hilafetinin ilk yıllarında tek başlarına, yani cemaat yapmadan kılıyorlardı. Hz. Ömer, bir Ramazan gecesi mescidde herkesin dağınık bir vaziyette teravih namazını kıldığını görmüş ve bunun yerine bir imam önderliğinde bu namazın cemaat halinde kılınmasının daha doğru olacağına içtihat etmiştir. Bu amaçla da Übey b. Ka’b’ı teravih imamı olarak tayin etmiş ve teravih namazı yirmi rekat olarak kılınmıştır. Hz. Ömer’in (ra) uygulamasıyla teravih namazının rekat sayısı yirmi olarak yerleşmiş, daha sonra da bu uygulama yüzlerce yıl sürerek günümüze kadar gelmiştir. Ramazanlarda teravih namazı kılmak, İslâm’ın sembollerinden olmuştur. Teravihle ilgili mü’minleri camiden ve cemaatten soğutmaya yönelik “Ramazanlık” bazı açıklamaların ciddiye alınacak yönü yoktur€ |
Ramazan ayı çocuklarda ahlâk eğitimi için en uygun zemindir |
‘‘Çocuklarıma dinimi nasıl anlatacağım, ahlâkî değerleri nasıl vereceğim?’’ diye endişe eden anne-babalar! Ramazan ayı sizin için en iyi fırsatlardan biri. Anneler babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isterler. Bu eğitimde en önemli olan ahlâk eğitimidir. İşte içinde bulunduğumuz Ramazan ayı çocukların ahlâk eğitimi ve duygusal zekalarını geliştirmek için en güzel manevî zemini teşkil etmektedir. Oruç, Allah’ın mükâfatlandırıcı olarak bilinmesini sağlar Çocuklar küçük yaşta dini duygulara yetişkinlerden daha yatkındırlar. Bu sebeple dini ve ahlâki eğitimin küçük yaşta başlaması önemlidir. Çocuğun henüz oruç tutmadığı 3-6 yaşlarında ilk sorularıyla birlikte ona oruç hakkında bilgi vermek ve oruçluyken sergilenen güzel davranışlarla örnek olmak, çocuğun da oruç tutmaya başladığı zaman aynı şekilde orucun ahlâki yönden terbiye edici özelliğinden yararlanmasını sağlayacaktır. Çocuğun somut düşündüğü; fakat soyut düşüncelere son derecede yatkın olduğu dönemde oruç tutan kuluna Allah (cc)’ ın sevap vereceğini bilmesi; çocuğun Allah-u Teala’yı mükafatlandırıcı olarak tanımasına da yardımcı olur. Oruç, insanlara karşı empati duygusunu geliştirir Orucun sağladığı en önemli yararlardan biri, kişinin başka insanların duygularını anlamasını (empati) sağlamasıdır. Empati insanlar arası ilişkilerde çok önemli özelliklerden biridir. Başka insanların yerine kendini koymak duygusal zekanın gelişmesiyle mümkün olmaktadır. Yine kişilik gelişiminin önemli bir aşaması olan “ben merkezcilikten” uzaklaşmayı da gerektirir. Çocuklara orucun fakir ve açların halini anlamamızı sağladığını anlatmak gerekir. Bunun için yardıma muhtaç fakir insanlardan bahsetmek yararlı olur. Böylece çocuk, Allah’ın oruç emriyle istediğinin insanların belli bir süre aç kalması değil açların halini anlaması olduğunu anlamaya başlar ve nimetlere şükür etmeyi de öğrenir. Böylece çocukta hem insanlara merhamet, cömertlik ve yardım etme duygusu gelişir hem de Yaradan’ına kendisini daha yakın hisseder. Azalarına oruç tutturmak davranış eğitimi kazandırır Çocuğa sadece aç kalmak değil kötülüklerden de uzak durmak gerektiğini anlatmak önemlidir. Kötü sözlerden ve davranışlardan uzak durmaya çalışmak, kırıcı konuşmamak, kalp kırmamak, kimseye zarar vermemek oruçlu insanın daha çok önem vermesi gereken özelliklerdir. Mesela hiç kimse kendisinin arkasından konuşulmasını istemez; fakat buna dikkat edemeyenler çoktur. Çocuğa başka insanların arkasından konuşmanın da oruçlu insana hiç yakışmayan bir davranış olduğunu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden örnekler verilerek anlatmak gerekir. Oruçluyken bu hususlara dikkat eden kişi başka zamanlarda da bunu yapma alışkanlığını kazanmaya başlamış olur. Oruç, çocuğun dinî ve sosyal gelişimine katkıda bulunur Namaz ve duanın kişinin dini ve ahlaki gelişimindeki rolü ve önemini hepimiz biliriz. Çocuğun namaza alıştırılması için (özellikle 7 yaşından sonra) Ramazan ayı da en uygun zamandır. Bu ayda çocuklarla birlikte camilerin gezilmesi, büyük çocukların teravih namazı kılmaya götürülmeleri, onların hayatları boyunca unutamayacakları manevi hazlar almalarını sağlamaktadır. Çocuklarımızı iftar davetlerine ya da iftar çadırlarına götürmek veya iftarlara evimize dost, komşu ve akrabaların davet edilmesi de çocukta tanıdıklarla tanışma kaynaşma ve birlik-beraberlik duygularının gelişmesine ve sosyalleşmeye yardımcı olur. Yardımlaşma duygusunu Kuvvetlendirir Anne babaların bir kısmı çocuklarının kendilerinden sürekli bir şeyler istediklerinden ve doyumsuzluklarından şikayet etmektedirler. Çocuk kendisinden daha muhtaç insanların olduğunu bildikçe bu duygularını kontrol etmeyi daha çok öğrenir. Çocuğa anlayabileceği bir şekilde Ramazan ayında verilen fıtr sadakasından bahsetmek yararlı olur. Çocuğun harçlıklarından bir miktarıyla yardıma muhtaç çocuklara bazı hediyeler almasını teşvik etmek için Ramazan ayı en uygun manevi zemini teşkil etmektedir. Oruç, dürtüleri kontrol etmeyi kolaylaştırır Psikolojik rahatsızlıkların bir kısmında görülen belirtilerden biri de “dürtü kontrol bozukluğu”dur. Oruç küçük yaşlarda anlamı bilinerek tutulduğu takdirde dürtüleri kontrol etme eğitimi de verir. Normal zamanda açlığa susuzluğa dayanamayan kişilerin oruçluyken açlığa daha kolay dayandıkları, sigara tiryakilerinin bile büyük bir kısmının oruçluyken bağımlılıklarının etkisinde daha az kaldıkları bilinmektedir. Kişinin oruca niyeti, iç salgı bezlerinin çalışmasına etki ederek dürtü, istek ve arzuların kontrolünü yani sabır etmeyi kolaylaştırmaktadır. PSİKOLOG FARİKA TEYMUR ARTIR |
Ramazan sizin için ne ifade ediyor? |
Ramazan günleri, sene içinde geçen mevsimlerin, ayların özünü ve ruhunu, en tatlı şiveyle bize takdim eder. Ramazan geceleri ise her lahza ruhları ayrı bir tatlılıkla sarar. Şefkat ve muhabbetle gönülleri okşar. Ne mutlu o kimselere ki, Ramazan ayını bir ganimet bilir. Gecesi ve gündüzü ile bir yılın hasadını kaldıracak harman yerine çevirir. Zira Efendimizin müjdelediği gibi, hakkıyla değerlendirilen Ramazanlar bir yıl içinde işlenmiş günahlara kefaret olmaktadır. Ramazan’ın hakkını vermek isteyenler kendilerine şu soruları sormalı: İftarlar, birkaç dakika sonra kavuşacakmış gibi bekleşen iki âşığın ümit ve sevgiyle çarpan kalbini andırıyor mu? Ruhun sonsuzluk isteği ile arasında bir perde varmış da, o perde oruçlarla yavaş yavaş kalkıyormuş gibi bir his yaşanabiliyor mu? Namaz vakitleri ötelere açık birer menfez gibi algılanabiliyor mu ve o menfezden öbür alemler seyredilebiliyor mu? Teravihlerle gönül coşku üstüne coşku yaşayabiliyor mu? Diğer aylardan farklı olarak, sanki melekleşiyormuş gibi içimizi bir uhrevîlik sarmaya başlıyor mu? Yoksa tüm bu fırsatlar gaflet ve dalgınlık içinde eriyip gidiyor ve biz bahtsız bir insan olarak mı Ramazan’ı yolcu ediyoruz? Çölde yolculuk eden insanlar sıcaktan bunalmış ve susuzluktan kuruyacakmış gibi oldukları anda karşılarında bir vaha görünce nasıl sevinirler!.. Su gözesine ağızlarını dayayıp, kana kana içer sonra da bir ağacın gölgesine kendilerini bırakırlar ya, işte ayın zamanda Kur’an ayı olan Ramazan’ı da öyle görmeli. Oruçlarla birlikte, Kur’an gözesine yapışıp kana kana içmeliyiz. Vücudun suya kanması gibi, Kur’an’da mahlukatın nasıl soluklandığını hissetmeli ve ürperip gözyaşları dökerek nefes almaya çalışmalı. Kur’an’ı ancak onda bütün varlığın sesini duyabilenlerin hakkıyla anlayabileceğini yaşayarak idrak etmeli. Ramazan–ı Şerif bir arınma kurnası gibidir. Ramazan–ı Şerif’te gelen varidat öylesine bereketlidir ki, ondan herkes istifade edebilir ve onunla uhrevi sultanlıklara erebilir. Herkes kendi istidatlarının elverdiği ölçüde ve kabiliyetleri nispetinde o bereketten nasibini almak için çırpınmalıdır. EY NEFİS! UNUTMA Kur’an’ı herhangi bir kitap gibi değil, bizzat sana inmiş gibi okumayı unutma. O zaman, cennet meyvelerinin lezzetini, firdevs bahçelerinin renk ve güzelliklerini, reyyan yamaçlarının manzara ve çağlayanlarını müşahede edebilirsin. Ve onunla gürül gürül çağlamaya hazır hale gelebilirsin. YAKALA Ramazan’ın şeffaflaştırıcılığı ve kalbin kadirşinaslığı ile Kur’an’a yönelen insanların halini yakalamaya çalış. Onlarda İlahî isim ve sıfatlara açık olmaktan mülhem, derin bir seziş vardır. Farklı bir anlayışla Kur’an–ı Kerim’i yönelmiş ve onunla inlemiş olduğu günlerin uhrevîliğinden kalma bir olgunluk, doygunluk ve safvet vardır. Onlarda içtenlik, imanın altın zevkleriyle beslenmiş bir letafet, bir cazibe ve bir mürüvvet çağlıyor gibi büyülü bir hal hissedilir. Bu anlamlı tavırlarından ve edalarından dolayı hiçbir şey konuşmasalar da bu manalar her zaman taşar gelir ve etrafa yayılır. SEZ Kur’an–ı Kerim’i ve onun gökler ötesi kaynağını, tüllenen İlahî marifeti ve O’nun varlık âlemine dağılmış işaretlerini, Allah aşkını ve O’nun (cc) inanmış simalardaki pırıl pırıl izlerini sezmeli. GÖNLÜ COŞMUŞLARIN VAZİFELERİ Ramazan günlerinde ayrı bir ruh yakalamış gönüller için bir de vazife vardır. Onlar toplumun birbirinden kopmuş parçalarını bir araya getirip bütünleştirmelidirler. Bütün inzivâzedelere cemaat yolunu açar ve onları gurbetlerinden kurtarırlar. Herkese değişik boyutlarda his ve fikir ziyafetleri verirler ve böylece herkesi bir kere daha hayata uyarırlar. |
Namazımın vakti geçti mi? |
Kafkasya’da, Gimri Muharebesi’nde, bağrına bir Rus süngüsü saplanan Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil, büyük bir soğukkanlılıkla bir ucu sırtından görünen süngüyü çıkarıp attı. Bir yanda canından çok sevdiği İmam Gazi Muhammed’in şehâdeti, bir yanda da bağrına saplanan süngü, Şeyh Şâmil’i yaralı bir arslan hâline getirmişti. Düşman, kaçacak delik arıyordu. Şâmil, akşamın karanlığına karışıp gitmişti. Şâmil’in yaralandığını gören Gimri Câmiî müezzini Şâmil’i takip edip, karanlık iyice bastırdığında onu bir mağaraya götürdü. Müezzin Mehmet Ali’den durumu öğrenen Şeyh Şamil’in kayınpederi Abdülaziz Efendi hemen yola çıktı. O, Dağıstan’ın en meşhur cerrahlarından birisi idi. Birkaç gün mağarada kalarak Şeyh Şâmil’i şifalı otlardan hazırladığı ilâçlarla tedâvi etti. Ancak bu tedâvinin daha uzun bir süre devam etmesi lâzımdı. Şeyh Şâmil’i, Unsokul köyüne getirdiler. Tedâviler aralıksız sürüyordu. Tam 25 gün sonra Şeyh Şâmil komadan çıktı. Gözlerini açtığı ilk an başucundan hiç ayrılmayan annesini gördü ve annesine ilk sözleri şu oldu: “Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?” |
Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke'de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke'de, 10 yılı da Medine'de geçti. Medine'de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in hayâtı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (610-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı, "Peygamberlikten (Bi'setten) öncesi" ve "Peygamberlik devri" diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40 yaşı arasındaki devre) olmak üzere genellikle üç bölüme ayırmışlardır.
Peygamber olduktan sonra, "Mekke Devri"nde geçen olayları incelerken, târihbaşı olarak, Peygamberliğin (Nübüvvetin) l. 2. veya 5 inci yılı gibi, Nübüvvetin başlangıcını; "Medine devri" olaylarında ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3 üncü yılı şeklinde Rasûl–i Ekrem (s.a.s.)'in Hicret olayını esâs almışlardır.
Bu kitapta da aynı usûle uyulacaktır.
HZ.MUHAMMED (S.A.S)´İN PEYGAMBERLİKTEN ÖNCEKİ HAYÂTI
" Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)
l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)
Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..." cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19)
İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan "ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.
2- SOYU (NESEBİ)
Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.(22)
Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)
Önceki sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Sonraki sayfa